ULUDAĞ MÜNAZARA TOPLULUĞU

Merhaba arkadaşlar!.

Uludağ Münazara Topluluğu kuruldu!.



10/26/2009

TÜRKİYE'DE NÜKLEER ENERJİNİN TARİHÇESİ

TÜRKİYE'DE NÜKLEER ENERJİNİN TARİHÇESİ

1955 yılında “Atom Enerjisinin Barışçıl Amaçlarla Kullanılması” amacıyla toplanan 1.Cenevre Konferansını takiben, Türkiye’de 1956 yılında Başbakanlığa bağlı bir “Atom Enerjisi Komisyonu” kurulmuştur.

5 Mayıs 1955’te Türkiye ve ABD arasında bir ikili işbirliği anlaşması imzalanmıştır. Türkiye 1957’de Birleşmiş Milletlerin bir kuruluşu olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA)’nın üyesi olmuştur.
1962 yılında Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezince 1 MW gücünde TR-1 adında "Havuz" tipi bir deney reaktörü işletmeye alınmıştır.

Türkiye’de elektrik üretimi amacıyla kurulması tasarlanan nükleer santrallerle ilgili ilk etütler ise 1967-1970 yılları arasında yapılmıştır.

II.Beş Yıllık Kalkınma Planı uyarınca ETKB ve EİE’nin yabancı bir müşavirlik grubuna hazırlattığı yapılabilirlik etütlerine göre 1977 yılında işletmeye girecek şekilde 300-400 MWe gücünde doğal-uranyum yakıtlı "ağır-su" tipi bir nükleer santralın kurulması öngörülmüştür. Ancak, yer seçiminde karşılaşılan güçlükler ve diğer gelişmeler nedeniyle bu proje gerçekleşmemiştir.

1970 yılı sonlarında elektrik sektörü yeniden düzenlenerek Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) kurulmuş ve o zamana kadar EİE ve Etibank tarafından yürütülen işler tek elde toplanmıştır. TEK’e bağlı olarak kurulan Nükleer Enerji Dairesi 1972 yılı başında çalışmaya başlamıştır.

III. Beş Yıllık Kalkında Planında, daha büyük güçte bir santralın ve bunun yanı sıra 80 MWe gücünde eğitim amaçlı bir prototip santralın yapımı için çalışmalar yapılması hükümleri bulunmaktadır. Fakat 1974 yılında büyük güçteki bir nükleer santralın kuruluşunu geciktireceği gerekçesiyle, eğitim amaçlı prototip nükleer santralın kuruluşundan vazgeçilmiştir. Onun yerine, revize edilmiş bulunan yapılabilirlik etütleri uyarınca Güney Anadolu’da 1983 yılında işletmeye alınacak şekilde 600 MWe gücünde bir nükleer santralın tatbikat projeleri ve yer temini ile ilgili çalışmaların tamamlanması programda yer almıştır.

TEK’e bağlı olarak Nükleer Enerji Dairesinin kurulmasının ardından, ilk olarak, nükleer santral kuruluşuyla ilgili çalışmaları yönlendirecek ve yürütecek bir kadro oluşturulmuş, Uluslar arası Atom Enerjisi Ajansı ve diğer kaynaklardan sağlanan burslardan yararlanarak genç elemanlar çeşitli mühendislik dallarında yurt dışında nükleer alanda eğitim görmüştür. Bunun yanı sıra, yurt dışında nükleer alanda eğitim görmüş veya çalışan bazı tecrübeli elemanların Türkiye'ye gelmeleri sağlanmıştır.


1970'li yılların başlarında, nükleer santral sahası için fizibilite ve yer araştırmaları gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalar kapsamında, nükleer santralın maliyet/fayda açısından kurulabileceği en uygun yerler olarak; Mersin-Akkuyu, Sinop-İnceburun, ve Kırklareli-İğneada sahaları belirlenmiştir. Santral yeri seçimine ilişkin bilimsel/teknik kriterler ve güvenlik faktörleri nedeniyle, Güney Anadolu'da İçel ili, Gülnar ilçesine bağlı Akkuyu yöresi, ilk nükleer santralın kuruluş yeri olarak tespit edilmiştir.


Akkuyu Sahası için Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) tarafından saha lisans çalışmaları gerçekleştirilmiş ve yapılan yer etütlerine ve araştırmalarına dayanarak, Akkuyu için "Yer Raporu" hazırlanmıştır. Bu rapor, lisanslama otoritesi olan Başbakanlık Atom Enerjisi Komisyonu’na sunulmuştur. Lisanslama otoritesi, 1976 yılında Akkuyu Sahası için "yer lisansı" vermiştir.

Akkuyu’da yer lisansının alınmasından sonra, santralın projelendirilebilmesi için gerekli olan son derece ayrıntılı yer araştırmalarına devam edilmiştir. Bu kapsamda, deprem, zemin, jeolojik, meteorolojik, hidrolik, çevre ve oşenografik etütler yapılırken, ODTÜ, Hacettepe Üniversitesi, Ege Üniversitesi, İTÜ, Boğaziçi Üniversitesi’nin çeşitli bölümleriyle çok sayıda araştırma projeleri çerçevesinde işbirliği yapılmış, Deprem-Araştırma Enstitüsü, DSİ, EİE, MTA ve Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü gibi devlet kuruluşları çeşitli araştırmaları yürütmüşlerdir.

Yer araştırmalarına paralel olarak Akkuyu'da, karayolu, elektrik, su bağlantıları, şantiye binaları, misafirhane, 20 geçici lojman, meteoroloji istasyonu, 60 mt yüksekliğinde rasat gibi altyapılar tamamlanmıştır.

Ayrıca santral kuruluş yerinin tesviyesi, sosyal yol bağlantısı, sosyal site, tatlı su temini, atık su, dalgakıran ve liman projeleri, bir Türk Mühendislik Konsorsiyumuna hazırlattırılmıştır. Santral alanı tesviyesi, sosyal site bağlantısı ve dalgakıran liman tesisleri ihale edilerek işin önemli bir bölümü tamamlanmıştır.

1976 yılı içinde 3 İsviçre ve 1 Fransız firmasından oluşan bir müşavir-mühendislik konsorsiyumu ile işbirliği halinde proje ve ihale şartnameleri hazırlanmış, 1977 yılı başında nominal 600 MWe gücünde bir santralın nükleer ve türbin adaları ve yakıt teminiyle ilgili teklifler istenmiştir. Yapılan değerlendirmeler sonucunda, "kaynar sulu reaktör(BWR)" tipi santral teklif eden ve İsveç firmaları ASEA-Atom ile STAL-LAVAL'dan oluşan konsorsiyum seçilmiştir. Firmalarla uzun süre yürütülen sözleşme görüşmeleri zamanında karara bağlanamamış ve Eylül 1979'da görüşmeler kesilmiştir.

Türkiye, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması olan NPT'yi 1980 yılında imzalayıp onaylayarak nükleer silah imal etmeyeceğini ve bunların yayılmasına da aracı olmayacağını taahhüt etmiştir.

1981 yılında ise Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile Safeguard anlaşması, yani Türkiye'deki nükleer santrallerin barışçıl anlaşmalara yönelik işletilip işletilmediğini tespit etmek üzere Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı uzmanlarının kontrolünü kabul eden anlaşma imzalanmıştır. Aynı yıl ÇNAEM’de, TR-1 araştırma reaktörü havuzunun bir diğer köşesinde, TR-2 araştırma reaktörü kurulmuştur. 1982 yılında Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) kurulmuştur ve lisanslama otoritesi olarak görevlendirilmiştir.

Türkiye 1984 yılında OECD Nükleer Enerji Ajansı (NEA)’ya üye olmuştur.

Nükleer santral yerlerinin tespiti ve ilgili araştırmalar çok uzun zaman aldığından, 1980 yılı başlarında, Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) tarafından, ikinci santral yeri olarak Sinop’un 20-25 km batısındaki İnceburun mevkii seçilmiştir. Burası için ön araştırmalar tamamlanmış, fakat deprem açısından ortaya çıkan bazı sorunlarla ilgili çalışmalar durdurulunca, Sinop’taki araştırmalar da hemen durdurulmuştur.

2 Kasım 1983 tarihinde yayınlanan bir kanun hükmünde kararname ile “Nükleer Elektrik Santralleri Kurumu, NELSAK’ın kurulması karara bağlanmıştır. Bununla beraber, yeni seçilen hükümet söz konusu kararnameyi yürürlüğe koymamış ve NELSAK’ın kuruluşu gerçekleşmemiştir.

1983 yılı sonbaharında 7 firmadan alınan tekliflere dayanarak hükümetçe alınan karar üzerine, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca 2 Kasım 1983 tarihinde;
• AECL (Kanada) firmasına Akkuyu’da 634 MWe gücünde (sonra 665 MW’ye çıkarıldı.)
• KWU (F.Almanya) firmasına Akkuyu’da 990 MWe gücünde
• General Electric (ABD) firmasına Sinop’ta 1185 MWe gücünde
bir veya iki nükleer santral kurmak üzere niyet mektupları verilmiştir.

GE uzmanlarının Sinop’ta yaptıkları incelemeler ve kuruluş yeriyle ilgili araştırmaları yürüten ODTÜ, MTA ve EİE uzmanlarıyla ve UAEA kanalıyla Türkiye’ye davet edilen uzmanların yaptıkları görüşmeler sonucunda, deprem yönünden denizdeki fayların ne ölçüde aktif oldukları ayrıntılı olarak araştırılmadan kuruluş yerinin kabul edilebilirliğinin kesin karara bağlanamayacağı anlaşılmıştır. Bu nedenle görüşmelere ara verilmiş ve GE firması ihaleden çekilmiştir.

AECL ve KWU firmalarıyla 30 Ağustos 1984 tarihine kadar sözleşme şartları üzerinde büyük ölçüde anlaşma sağlanmıştır. Adı geçen firmalar, dış para ihtiyacının tümünü karşılayacak şekilde kredi teklifleri de getirmiştir. Ayrıca, söz konusu firmalardan iç para ihtiyacının karşılanması için de finansman temin etmeleri istenmiş ve ihtiyacın bir bölümünü karşılayacak şekilde dış finansman temin edilmiştir. Bunların ötesinde, her iki firma da yakıt için dış finansman sağlayacaklarını taahhüt etmiştir.

Eylül 1984'de, Başbakan Turgut Özal'ın F.Almanya ziyareti sırasında, "nükleer santralların imalatçı firmalarla oluşturulacak bir ortaklık vasıtasıyla kurulması, 15 yıl süreyle işletilmesi ve tüm borçların enerji satışlarıyla geri ödenmesinden sonra devredilmesi" tarzında yaptığı öneri, nükleer santral projesine yeni bir boyut kazandırmıştır.

KWU firması; TEK, KWU ve diğer imalatçı firmaların iştirakleriyle kurulacak bir ortaklığın tüm teknik sorumluluğu, tesis ve 15 yıllık işletmeyi üstlenmesini kabul etmiş; fakat tesisin mülkiyetinin TEK'e ait olması, ortaklığın TEK adına ve hesabına yönetimi üstlenmesi ve sağlanacak finansmana devletçe garanti verilmesi hususlarında ısrar etmiştir. TEK tarafından; yanlızca üretilecek enerjinin alımı, fiyatı, borç taksitleri ve kar payının yurt dışına transferi için garanti verilebileceği, bunun dışında garanti verilemeyeceğinin bildirilmesi ve tesisin gecikmesi veya arızalanması halinde KWU tarafından borç taksitlerinin bir bölümünü ödenmesinin istenmesi üzerine Şubat 1985'de görüşmeler kesilmiştir.

AECL firması ise, Mart 1985'ten itibaren görüşmelere davet edilmiş ve Ağustos 1985'te bir ön protokol imzalanmıştır. Buna göre kurulacak ortaklıkta TEK'in %40 ve AECL'in önderliğindeki diğer iç ve dış firmaların %60 oranında finansmanı temin etmeleri, TEK'çe temin edilecek finansmanın Türkiye ve geri kalan %60'lık finansmanın Kanada tarafından garanti edilmesi öngörülmüştür. Ortaklık ana sözleşmesi, uygulama anlaşması ve enerji satış sözleşmesi taslakları hazırlanmıştır. Ancak, Kanada hükümeti, ön protokole bağlanan şartları ve finansmanın %60'ını garanti etmeyi kabul etmemiş ve bunun üzerine 1986 yılının başlarından itibaren bu firma grubu ile de görüşmeler durdurulmuştur.

V. Beş Yıllık Kalkınma Planın'da, "Plan döneminde enerji sektörünün iki büyük projesi Atatürk Barajı ve Nükleer Santraldir" ifadesi yer almışsa da hidroelektrik santrallere ağırlık verilmesi nedeniyle nükleer güç santralı ile ilgili herhangi bir faaliyet yapılmamıştır.

Nisan 1986’da meydana gelen Çernobil nükleer santral kazasının yarattığı olumsuz ortam dolayısıyla Türkiye’de nükleer santrallerle ilgili çalışmalar askıya alınmıştır.

1988 yılında TEK Nükleer Santraller Dairesi Başkanlığı kapatılmış ve altındaki tecrübeli ve eğitimli personel kadrosunun bir bölümü TEK içinde dağıtılmış, önemli bir kısmı da TEK’den ayrılmıştır.

1989 yılında Arjantin’le ortak bir proje yürütmek amacıyla başlatılan çalışmalar da çeşitli hukuki, mali ve teknolojik nedenlerle 1991 başlarında bu girişimden vazgeçilmiştir.

Ekim 1992’de TEK, dünyadaki belli başlı nükleer santral imalatçısı firmalara bir mektup yazarak, 2002 yılında devreye girecek şekilde, 1000 MW gücünde bir veya iki üniteli nükleer santralın Türkiye’de anahtar teslim veya Yap-İşlet-Devret olarak kurulması için teknik ve mali konularda bilgi istemiştir.

Ocak-1993 tarihinde, Akkuyu Nükleer Santralı Projesi Resmi Gazete’de yayınlanarak tekrar yatırım programına alınmıştır.

Ocak 1994’te, nükleer güç santralı ile ilgili olarak, dünyadaki güncel durumu değerlendirmek, Türkiye için öneride bulunmak ve teknik şartnameleri güncelleştirmek ve hazırlamak üzere bir danışman firma seçimi için teklif istenmiştir.

TEK, Bakanlar Kurulunun 12.08.1993 tarih ve 93/4789 sayılı Kararı ile, Türkiye Elektrik Üretim-İletim A.Ş. (TEAŞ) ve Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. (TEDAŞ) adı altında iki ayrı İktisadi Devlet Teşekkülü olarak yeniden yapılandırılmıştır. 1994 yılında TEAŞ ve TEDAŞ tüzel kişiliklerine kavuşmuşlardır. Bu tarihten sonra, nükleer santral çalışmalarına TEAŞ bünyesinde devam edilmiştir.

Önceki ihale sürecinde tecrübe kazanmış ve eğitilmiş personelin dağıtılmış olması sebebiyle Şubat-1995 tarihinde, ihale öncesi çalışmaları gerçekleştirmek için G.Kore’nin KAERI ve Türkiye’nin GAMB firmaları ile bir sözleşme imzalanmıştır.

Akkuyu Nükleer Santralı için 17 Aralık 1996 tarihinde uluslararası ihaleye çıkılmıştır.

16 Haziran 1997 tarihinde tekliflerin değerlendirilmesi ve sözleşme görüşmeleri müşavirlik hizmetleri için davet usulü ile uluslararası ihaleye çıkılmıştır.

15 Ekim 1997 tarihinde Akkuyu Nükleer Santralı için, aşağıda listelenen 3 konsorsiyumdan teklif alınmıştır:

• NPI Konsorsiyumu (Fransa-Almanya),
• WESTİNGHOUSE Konsorsiyumu (ABD-Japonya),
• CANDU Konsorsiyumu (Kanada-Japonya).
Şubat 1998 tarihinde tekliflerin değerlendirilmesi ve sözleşme görüşmeleri müşavirlik hizmetleri için İspanyol "Empresarios Agrupados Internacional S.A." danışmanlık firması ile sözleşme imzalanmış ve Mart 1998'de tekliflerin değerlendirilmesine başlanmıştır.

Bu ihale de, çeşitli sebeplerden dolayı kararın açıklanması 8 kez ertelendikten sonra, 25 Temmuz 2000’de Bakanlar Kurulu Kararı ile iptal edilmiş ve ikinci defa kurulmuş olan TEAŞ Nükleer Santrallar Dairesi Başkanlığı tekrar kapatılmıştır.

2002 yılı sonlarında, Başbakanlığa bağlı lisanslama otoritesi olarak görev yapmakta olan "Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK)", Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlanmıştır.

2004 yılında, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Nükleer Santral kurulması ile ilgili TAEK’in görevlendirildiğini açıklamıştır. Bu kapsamda, halkı bilgilendirmek amacıyla, TAEK altında "Nükleer Bilgi Birimi" oluşturulmuştur.

Kasım 2004 tarihinde, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK), inşasına 2007 yılında başlanacak ve ilk ünite 2012 yılında devreye girecek şekilde toplam 5000 MWe'lik üç nükleer reaktör yapılacağını açıklamıştır.

2005 yılında Ankara Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi (ANAEM) ve Ankara Nükleer Tarım ve Araştırma Merkezi (ANTAM) birleştirilerek Sarayköy Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi (SANAEM) şeklinde adlandırılmıştır.

2005 yılında TAEK tarafından saha belirleme çalışmalarının yapılmakta olduğu açıklanmıştır.

2006 yılı başlarında, TAEK, nükleer santralın nereye yapılacağı konusunda Türkiye genelinde detaylı teknik incelemelerde bulunduğunu, 43 kriteri dikkate alarak, santral kuruluş yeri olarak 8 yer belirlendiğini açıklamıştır.

2006 Nisan ayında, Türkiye'nin ilk nükleer santralı sahası olarak Sinop'un seçildiği açıklanmıştır.

13 Nisan 2006 tarihinde, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, önde gelen 14 özel sektör firma temsilcisinin katılımıyla bir nükleer santral zirvesi düzenlemiş ve nükleer santralın kuruluşu için kamu-özel sektör ortaklığından oluşan İrlanda modeli üzerinde görüşülmüştür.

Kasım-2006'da "Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun Tasarısı" Meclis'e sunulmuştur. Bu yasa 17 Ocak 2007 tarihinde TBMM Çevre Komisyonunda, 22 Şubat 2007 tarihinde de TBMM Sanayi Komisyonunda ele alınmıştır. Kanun 8 Mayıs 2007 tarihinde mecliste kabul edilerek yasalaşmıştır. 24 Mayıs 2007 tarihinde Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer bu kanunun 3 maddesini veto etmiştir. TBMM Sanayi Komisyonu, Sezer'in iade gerekçelerinin de aralarında bulunduğu bazı değişikliklerle 28 Mayıs 2007'de bu kanunu yeniden kabul etmiştir.

TÜRKİYE'DEKİ NÜKLEER SANTRAL PROJELERİ İLE İLGİLİ GENEL TESPİTLER

Türkiye’de devlet politikası olarak kararlı bir şekilde uygulamaya konmuş mevcut bir nükleer enerji politikasının bulunmadığı görülmektedir. Bunun sonucu olarak, 2000 yılı öncesinde yapılan çalışmalar hakkında genel olarak aşağıdaki tespitleri belirlemek mümkündür:
• Türkiye’deki ilk 3 nükleer santral projesi başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
• Beş Yıllık Kalkınma Programlarında, Yatırım Programlarında ve Hükümet Programlarında pek çok kez yer almasına rağmen ticari nükleer santral projeleri kararlılıkla yürütülmemiştir.
• Akkuyu sahası için “yer lisansı” almak için gerçekleştirilen çalışmalar dışındaki bütün çalışmalar ve bunlar için harcanan kaynaklar büyük ölçüde boşa gitmiştir.
• Türkiye’de nükleer santralı kurmak amacıyla yetiştirilmiş insan kaynakları belirli bir hedef doğrultusunda değerlendirilememiştir. Her başarısız proje sonrasında ilk akla gelen şey yetişmiş ve tecrübe kazanmış proje ekiplerini dağıtmak olmuştur. Bu da o ana kadar edinilen bilgi, tecrübe ve hafızanın silinmesi anlamına gelmiştir. Bu durum aynı zamanda, bir sonraki projenin ön çalışmalar ve ihale değerlendirme safhalarının sağlıksız bir şekilde başlaması ve sürmesine sebep olmuş, kadroların dağıtılmış olması nedeniyle ihale öncesi çalışmaların yapılması için bile çok masraflı yabancı müşavir firmaların tutulması gerekmiştir.
• 1970’lerde Nükleer Enerji’yi devlet politikası haline getiren ve kararlı bir şekilde uygulayan Fransa, Japonya, G.Kore gibi ülkeler enerji sektöründe dünya devleri arasında yerlerini alırken, Türkiye bu konuda hızla dışa bağımlı hale gelmiş, enerji üretimi açısından dünya ortalamalarının bile altında kalmıştır.
• Ticari nükleer santral çalışmalarına paralel olarak gelişmesi beklenen yerli sanayi ve Ar-Ge sektörlerinde de Türkiye’de herhangi bir gelişme sağlanamamış, ayrıca birçok yerli nükleer enerji mühendisinin yurt dışına gitmesiyle stratejik bir alan olan nükleer teknoloji konusunda yurt dışına önemli boyutta beyin göçü gerçekleşmiştir.


TÜRKİYE'DE NÜKLEER SANTRAL PROJELERİNİN BAŞARISIZLIKLA SONUÇLANMASININ NEDENLERİ

Nükleer teknoloji, enerji sektöründe kullanılan diğer teknolojilere kıyasla aşağıda belirtilen hususlar açısından önemli farklılıklar içermektedir:
• Güvenlik, Lisanslama: Nükleer teknoloji’de güvenlik ve lisanslama büyük önem taşımaktadır. Santralın yer seçiminden başlayıp, proje, inşaat, işletme de dahil olmak üzere santralın sökülmesine kadarki bütün evreleri bağımsız bir lisans ve denetleme kuruluşunun (Türkiye için Türkiye Atom Enerjisi Kurumu) denetimine tabidir. Bu yüzden nükleer teknoloji kendine has profesyonel bir yaklaşıma ihtiyaç gösterir.
• Yüksek Kalite: Yüksek seviyede güvenilirlik ve santralın güvenli işletiminin sağlanabilmesi için Kalite Temini ve Kalite Kontrol gerekleri ciddiyetle uygulanmaktadır. Kalite Temini ve Kalite Kontrol, nükleer santrallerle ilgili yapılan çalışmaların tüm evrelerinde yer almaktadır. Derinlemesine güvenlik felsefesinin merkezinde kaliteli personel çalıştırılması, personelin yüksek düzeyde eğitilmesi ve elde edilen kalitenin bağımsız uzmanlarca periyodik olarak denetlenmesi bulunmaktadır.
• Proje Yönetimi: Nükleer santraller yüksek yatırım maliyeti ile 6-7 yıllık uzun bir tesis döneminin yanında oldukça karmaşık teknolojileri de içerdiğinden dolayı santral çalışmalarının her aşamasında “proje yönetimi” tekniklerinin uygulanması gerekmektedir.
Ayrıca,
• Aşırı miktarda bilgisayar kullanımını gerektiren son derece karmaşık analiz ve hesaplamaların (lisans başvurusuna esas analizler, radyasyon hesaplamaları, nükleer yakıt çevrimi hesaplamaları, periyodik bakım planlamaları vs.) yapılması gerekmektedir.
• Radyasyon etkisi, radyoaktif maddeler, sağlık fiziğini yakından ilgilendiren işlemler, hem personel hem de çevre halkının radyasyon etkilerine karşı sürekli izlenme gereksinimleri, normal bir iş ortamında bulunmayan kısıtlayıcı iş koşullarının oluşmasına sebep olmaktadır.
• Taşıma ve işleme gerekleri normalde insanların pek aşina olmadıkları madde ve araçların kullanılmasını gerektirmektedir.
Yukarıda sayılan hususlar nedeniyle nükleer santraller; teknik, ekonomik, güvenlik, işletme, personel seçimi, çalışma yöntemleri, idari yapı, üçüncü-şahıs yükümlülükleri, proje yönetimi gibi pek çok açıdan konvansiyonel termik santrallerden önemli faklılıklar göstermektedir. Merkezi Viyana’da bulunan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), nükleer teknolojiye yeni girmek isteyen ülkeler için, bu konuda dünyadaki diğer ülkelerin tecrübelerini ve uzmanların görüşlerini yansıtan teknik raporlar dizisi hazırlamıştır. Nükleer teknolojiye girmek isteyen ülkeler bu kılavuzları kullanmaktadır. Örneğin, UAEA’nın 281 no.lu teknik raporu “Nükleer Santral Programını Desteklemek Amacıyla Endüstriyel Altyapının Nasıl Geliştirilmesi Gerektiğini”, 298 no.lu teknik raporu “Nükleer Santraller için Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Nasıl Organize Edilebileceğini”, 204 no.lu teknik raporu “Nükleer Santraller Teknik Teklif Değerlendirme Çalışmalarının Nasıl Yapılması Gerektiğini”, 266 no.lu teknik raporu ise “Nükleer Enerji Programı İçin Gerekli Eğitimi” anlatmaktadır. Nükleer teknoloji açısından önem arz eden pek çok konuda UAEA’nın kılavuz niteliğinde raporları bulunmaktadır. UAEA ayrıca üye ülkelere nükleer teknoloji alanında uzman desteği ve aynı zamanda eğitim alanında da önemli yardımlar sağlamaktadır.
Türkiye’de başlatılması düşünülecek yeni bir nükleer santral proje çalışmasının daha öncekiler gibi başarısızlıkla sonuçlanmaması için, bu başarısız girişimlerin altında yatan sebeplerin yukarıda sunulan bilgilerin ışığında ayrıntılı bir şekilde irdelenmesi büyük önem taşımaktadır. Bu sebepler arasında önemli olduklarını düşündüğümüz bazıları aşağıda listelenmiştir:
• Nükleer santral kurma teşebbüsleri Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) tavsiyeleri ışığında değil de, ülkemizde yıllardan bu yana konvansiyonel santrallar için uygulanan şekliyle gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Nükleer teknolojinin, yukarıda kısaca anlatılmaya çalışılan doğasına uymayan uygulamalar nedeniyle daha önceki çalışmalar oldukça sağlıksız şartlarda (teknik, mali, idari, vs) gerçekleştirilmiştir.
• Nükleer santral çalışmalarına, basit bir nükleer santral ihalesi gözü ile bakılmaktadır. Halbuki, nükleer santral çalışmalarının uzun-vadeli elektrik enerjisi arz stratejileri, mali gerekler, hükümet politikaları ve taahhütleri, ilgili birimlerin koordinasyonu, geniş kapsamlı insan kaynakları geliştirme çalışmaları, yasal altyapının hazırlanması, halkın aydınlatılması ve toplumsal kabulün sağlanması, dış kaynaklı teknik yardım ve uluslar arası anlaşmalara gibi hususları da dikkate alan geniş kapsamlı bir nükleer enerji programının alt parçası olarak ele alınması gerekmektedir. Nükleer enerji programının, bütün ilgili konular, program basamakları, gerekli bütün destek altyapıları ve bunlar için ayrılacak mali kaynaklar da dikkate alacak şekilde çok detaylı bir şekilde planlanması büyük önem taşımaktadır.
• Nükleer enerjinin uzun-vadeli enerji arzı genişleme stratejisinin bir parçası olarak diğer bütün alternatif kaynaklar ve ilgili faktörler dikkate alındığında teknik olarak yapılabilir ve ekonomik olarak varlığını sürdürebilir olması gerekmektedir. Geçtiğimiz nükleer santral kurma denemelerinde bu konuya yeterli özen gösterilmemiştir.
• Nükleer santral proje çalışmaları sırasında, nükleer teknolojinin doğasına uygun, bilimsel temellere dayanan ve UAEA tavsiyelerini yansıtan bir yapılanma gerçekleştirilmemektedir. Dolayısıyla proje personeli seçimi ve bunların eğitimleri sağlıksız bir temele dayanmaktadır.
• Nükleer santral çalışmalarında proje yönetimine önem verilmemektedir. Proje yönetimi, projelerin kapsamı içindeki planlama, organize etme, koordine, icra ve kontrol faaliyetlerinin bütünüdür. Gelişmiş ülkelerde proje yönetimi yöntemleri küçük çaplı projelerde bile sıkça kullanılmaktadır. Ancak, kredi maliyetleriyle birlikte 5-6 milyar $ civarında bir maliyeti olacağı düşünülen böylesine büyük bir projenin her aşamasında uygulanması zorunlu proje yönetim tekniklerinin (zaman, maliyet, kalite, risk vs. yönetimi) uygulanmadığı görülmektedir. Etkin proje yönetimi için gerekli tedbirlerin alınması, ilk nükleer santral projesi ve ilgili altyapı faaliyetlerinin zamanında ve önceden belirlenmiş bütçe sınırları içinde tamamlanması ve bu ilk nükleer santralın hizmete alınmasını takiben güvenli ve güvenilir bir şekilde işletilmesi gerekmektedir.
• Geçmişte belirli bir nükleer santral tipinin savunucusu olarak bilinen bazı kişiler, hazırladıkları taraflı raporlar ve basın açıklamalarıyla karar mercilerini yanlış yönlendirmektedir. Sağlıklı bilgi alabilmek amacıyla, ülkemizin yetiştirdiği nükleer enerji mühendislerine maalesef danışılmamaktadır.

NÜKLEER ENERJİNİN ELEKTİK ÜRETİM YELPAZESİNE DAHİL EDİLMESİNİN TEMEL FAYDALARI

Nükleer enerjinin, elektrik üretim yelpazesine dahil edilmesinden beklenen temel faydalar aşağıda listelenmiştir:
• Nükleer santrallerin işletmesinde uzun yıllar boyunca ihtiyaç duyulacak nükleer yakıtı depolamak göreceli olarak kolay ve ekonomik olduğundan, nükleer santraller enerji arz güvenliğinin sağlanmasına önemli katkı sağlayacaktır.
• Nükleer santrallerin elektrik sistemine entegre edilmesiyle, elektrik üretiminde kullanılacak ithal kaynaklarda çeşitlilik sağlanacaktır.
• Nükleer santraller, iklim değişikliğine neden olan başta karbon dioksit (CO2) olmak üzere sera gazı emisyonlarına neden olmazlar. Bu itibarla, nükleer santraller artan elektrik talebinin olumsuz çevresel etkilere neden olmayacak şekilde karşılanmasında önemli bir seçenek olacaktır.
• Nükleer teknolojide, ileri teknolojiye yatırım yapılması suretiyle enerji ithaline olan bağımlılık azaltılacaktır. Bu sayede, yeri geldiğinde, başka yüksek teknolojilere nüfuz edilmesi de mümkün hale gelecektir. Kalite düzeyinin ve insan gücü niteliklerinin artması, güvenlik kültürü ve prosedürlere sadık kalma disiplini ile tanışma, sanayi sektörünün elde edeceği en önemli kazanımlar olacaktır.
• Nükleer santraller, fosil yakıtlı santrallere oranla göreceli olarak daha yüksek inşaat ve yatırım maliyeti gerektirmektedir. Nükleer enerji programının ilk aşamalarında, ihtiyaç duyulan organizasyonların kurulması için ilave yatırımlar ve ekstra maliyetler söz konusu olacaktır. Bununla beraber, nükleer enerji santralleri, uzun vadede elektrik üretim fiyatlarının kararlılığının korunmasına katkıda bulunacaktır.
• Bir nükleer enerji programının başarısı için, sürecin başlamasından önce ulusal düzeyde net ve kesin bir kararlılığa sahip olunması hayati önem taşımaktadır. Bu kararlılığa paralel olarak oluşturulacak politika belgeleri, uzun-vadeli enerji planlama çalışmalarına büyük faydalar sağlayacaktır.
• Nükleer santrallerde, tasarım, inşaat ve işletme aşamalarında kalite temini ve kalite kontrol gereklerine ileri düzeyde bağlı kalınmaktadır. Nükleer teknolojinin ilgili bütün kalite gereklerine uyularak geliştirilmesi, sanayileşme sürecini tamamlamış ülkelerde bulunan kalite kültürünün ve bilimsel yönetim sistemlerinin yerli endüstri tarafından kazanılmasına yardımcı olacaktır.

TÜRKİYE'DE NÜKLEER SANTRAL SAHA ÇALIŞMALARI


Yer seçimi, kurulacak nükleer santral için teknik, çevresel ve güvenlik ile ilgili ölçütler açısından en uygun sahanın belirlenmesini ifade etmektedir. Doğru yerin seçimi, kabul edilebilir bir risk için en ekonomik çözümü bulmayı hedeflemektedir. Planlanan nükleer santral için uygun bir bölge tespit edilmekte ve bu bölge dahilindeki potansiyel sahaların karşılaştırmalı değerlendirmesi yapılmaktadır.
Nükleer santraller yapılmadan önce 4-5 yıl süren uzun ve ayrıntılı bilimsel ve teknik araştırmalar yapılması gerekmektedir. Bu araştırmalar jeolojik, sismik, deniz, hidroloji-meteoroloji, yeraltı suyu, kullanma suyu, temel sondajları ve jeofizik etütler, harita çıkarılması, tabii fon radyoaktivite ölçümleri ve buna benzer araştırmalardır.
Nükleer Santral kurmaya uygun sahaların bazı temel kriterleri sağlaması önem taşımaktadır. Örneğin, santral sahasının tehlikeli deprem bölgesinde bulunmaması, santral tasarımını basitleştirecek, inşaat ve işletme maliyetlerini azaltacak bir özelliktir. Nükleer santralın karayolu ile taşınması mümkün olmayan 500-600 tonluk yekpare parçalarının deniz yolu ile taşınıp yapılan limandan boşaltılması gerekmektedir. Nükleer santralların çok büyük miktarlardaki soğutma suyu ihtiyacının (her 1000 MW'lık ünite için 40-60 m3/sn) denizden veya nehirden alınması gerekmektedir. Nüfus yoğunluğu düşük bir bölge olması istimlak işlemlerini büyük ölçüde kolaylaştıracaktır. Santralın yoğun elektrik tüketen bölgelere yakın olması, iletim kayıplarının düşük olmasını sağlayacaktır.
Ülkemizde 1970’li yılların başlarında bütün bu hususlar dikkate alınarak nükleer santral sahası için fizibilite ve yer araştırmaları gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalar kapsamında, nükleer santralın maliyet/fayda açısından kurulabileceği en uygun yerler olarak;
1. Mersin-Akkuyu,
2. Sinop-İnceburun, ve
3. Kırklareli-İğneada
sahaları belirlenmiştir.

Yapılan çalışmalar sonucunda Silifke’nin 55 km batısındaki Akkuyu Mevkii kuruluş yeri olarak tespit edilmiş, yukarıda belirtilen saha çalışmaları bu bölge için yapılmış ve 100'ü aşkın rapor hazırlanmıştır. Akkuyu sahasının santral gücüne ve tasarımına bağlı olarak birkaç ünitenin kurulmasına elverişli olduğu belirlenmiştir.
Akkuyu için “Yer Raporu” hazırlanmış ve yapılan araştırmalara dayanarak Başbakanlık Atom Enerjisi Komisyonu’ndan Akkuyu için yer lisansı almak amacıyla başvuru gerçekleştirilmiştir.
Akkuyu'da nükleer santral yeri ile ilgili yer lisansı 1976 yılında alınmış ve yapılan araştırmalara ait yapı inşaatları için (yol-liman, istimlak, vs.) 40-50 milyon ABD dolarına yakın bir yatırım yapılmıştır.
Nükleer santral yerlerinin tespiti ve ilgili araştırmalar çok uzun zaman aldığından, 1980 yılı başlarında ikinci santral yeri olarak Sinop’un 20-25 km batısındaki İnceburun mevkii düşünülmüş, bu mevki ile ilgili oldukça sınırlı sayıda ön araştırmalar yapılmış, ancak yer lisansı alınması için gerekli diğer detaylı çalışmalar bugüne kadar gerçekleştirilmemiştir. Bir diğer potansiyel saha olarak düşünülen Kırklareli İğneada için ise gerçekleştirilmiş herhangi bir çalışma bulunmamaktadır.
Ülkemizde tekrar gündeme gelen nükleer santral projesinin kısa bir sürede başlatılması planlamakta ise, en uygun saha, yer lisansına sahip Mersin-Akkuyu sahası olarak gözükmektedir. Ancak, saha lisansının alınmasından bu yana 30 yıl geçmiş olduğu hususu da gözden kaçırılmamalı, kamuoyu gündeminde sıklıkla yer alıp bilimsel olarak cevaba kavuşturulması gereken bazı iddiaların (özellikle Ecemiş Fay Hattı ile ilgili) gerçekleştirilmesi ve mevcut çalışmalardan gerekenlerin güncellenmesi hususu büyük önem arz etmektedir.
Nükleer santral projesinin sağlıklı olarak başlatılabilmesi ve gerekli teknik şartnamelerin hazırlanabilmesi için bu çalışmaların mutlaka yerine getirilmesi gerekmektedir. Zira, santral tasarımında dikkate alınacak sahaya ilişkin kriterler bu araştırmalar sonuçlanmadan belirlenemeyecektir.
Diğer yandan, ülkemiz deprem haritası ve teknik, çevresel ve güvenlik ile ilgili diğer ölçütler ışığında nükleer santral kurulmasına uygun olacak yeni sahaların belirlenmesi mümkündür. Bu doğrultuda, santralı kuracak olan kuruluş bünyesinde bir saha etüt biriminin oluşturulması ve saha belirleme ve analiz çalışmalarının uluslararası yöntemler ışığında gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
Etüt biriminin organizasyonu, görev yetki ve sorumlulukları ve bu birimde görev alması gereken personelin nitelikleri, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) kılavuzlarında belirtilmektedir. Bu çalışmaların donanımlı bir ekiple 2-3 yıl süreceği beklenmektedir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder