ULUDAĞ MÜNAZARA TOPLULUĞU

Merhaba arkadaşlar!.

Uludağ Münazara Topluluğu kuruldu!.



10/26/2009

GENEL HATLARIYLA ÖTENAZİ

GENEL HATLARIYLA ÖTENAZİ


A-ÖTENAZİNİN TARİHÇESİ
Eutanasia sözcüğü Grekçe’den gelmektedir.Eu: İyi, güzel; Thanatosis: Ölüm anlamındadır.Romalı tarihçi Suetonius “Euthanasis” sözcüğünü ilk kullanan yazardır

Atina’da hakimler,ölmek isteyenler için baldıran zehiri bulundurmuşturlar. Ölmek için senatoya geçerli bir neden göstermek ve izin belgesi almak yeterli olmuştur. Antik Yunan’da gerekse özellikle asillerin yaşlı veya hasta bir beden içinde görünmenin alçaltıcı bir durum olduğu düşüncesi, ötenazinin uygulanmasındaki en önemli etken olmuştur.

Babil ve Asurlularda öleceği veya iyileşemeyeceği kat’i olan hastaya hekimin müdahalesi yasaklanmıştı. Eski Roma’da bir hekimin hastasının acılarına son vermek için onu öldürmek istemesi suç sayılırdı ve bu eylem kasten adam öldürme sayılırdı.Buna karşılık eski İsrail’de şifasız hastaların çabuk ölmesi için Frankincense (günlük) verildiği bazı kitaplarda yazmaktadır

Antik çağın aksine, Hıristiyanlığın yaygınlaşmasıyla birlikte ötenazi uygulama alanını kaybetmiş, bu durum Reform ve Rönesans hareketlerinin ortaya çıkmasına kadar devam etmiştir.Dönemin batı dünyasında, ötenazinin fazla uygulanmamasının nedenleri olarak devletlerin yaptırım gücü ve insanların hissettikleri Tanrı korkusu olarak gösterilebilir.

1935 yıllında kilise tarafından “aziz” mertebesine yükseltilen Thomas Morus’un (1478-1535) “Ütopya”sında ölmek üzere olmamasına rağmen, tedavisi mümkün olmayan bir hastalığa tutulduğundan ölüme rıza gösteren hastanın hareketini hem akılcı hem de Allah’ın isteğine uygun sayması durumu değiştirmedi

Aydınlanma süreciyle birlikte, Helen düşünce sistemi geri dönmüş ve böylelikle baskın olmamakla beraber ötenazi tekrar taraftar bulmaya başlamıştır.O dönemde yaşama dokunulmazlığı en büyük değer olarak görülüyor, bu hakkı hiç kimsenin hatta söz konusu hayatın sahibinin bile ihlal edemeyeceği görüşü yaygınlık kazanmıştı.Böylelikle, ötenazinin karşısında laik bir cephe doğmuştu.

Pek çok Avrupa ülkesinde bu arada İngiltere’de ötenazinin sözlüklere girdiği dönem 17. yüzyıl olarak görülmektedir.Bu dönem ahlaki değerlerin gözden geçirildiği ve entelektüel başarının başkaldırdığı döneme rastlar.

Ötenazi tabirini 18. yüzyılda ilk defa ortaya koyan Bacon’a göre; doktorun vazifesi, ıztırapları azaltmak ve hastayı sıhhate kavuşturmaktır.Iztırapları azaltmak vazifesi, yalnız tedavi edip iyileştirmekle değil, bazı hallerde ona rahat ve kolay bir ölüm sağlamak suretiyle de yapılabilir

Prusya’da Büyük Frederic, can çekişmekte olan hastayı veya yaralıyı iyi niyetle öldüren kimseyi taksirle adam öldürme cezasını veren kanunu 1794’te yürürlüğe sokarak ötenazinin cezasını hafifletmiştir.

1799’da Mısır seferi sırasında vebaya yakalanan askerlerin, hastalığın çaresi olmaması ve orduya ayak bağı olacağı düşüncesi ile öldürülmelerini isteyen Napolyon’un bu emrine ordu hekimleri karşı koyarak bu vahşeti önlemişlerdir

Yine bu yüzyılda Dr. Prady,ötenazinin özelikleri üzerinde durmuştur.Daha sonra Rail, Marx, Rohips gibi bilim adamları konuyu daha da genişletmişlerdir.Rohips’e göre ötenazi, ruhun doğumudur ve bu konun bağımsız bir bilim dalı olması gerekir.Alman Dr. Marx ise 1826’da Goethingen Üniversitesi’nde “Medikal Ötenazi” adlı bir tez yazarak yayınlamıştır.

1906’da Ohio’da, 1907’de Iowa’da “acılar içinse kıvranan hastaların öldürülebilmesine” kanun tasarıları hazırlanmış fakat Federal Devletin onaylamaması üzerine yürürlüğe girememiştir.Sovyet Rusya’da ise 1922’de rıza üzerine acıma duygusu ile adam öldürmenin cezasının hafifletileceği kabul edildi ve buda bir süre sonra yürürlükten kaldırıldı

Nietzche, hasta toplum için bir parazittir.Muayyen bir durumdan sonra yaşamaları münasip değildir.Yaşama zevki kaybolduktan sonra boşu boşuna ömür sürmek, doktorların ve pratik müdahalelerin esiri olmak manasızdır demiş ve bu fikirleri uygulamaya koyan Hitler “yaşamayı faydasız ve bozuk bünyeli insan, cemiyetten atılmalıdır” diyerek, tahminen tedavisi imkansız 20000 hasta ve deliyi gaz odalarında aç bırakarak öldürmüştür.

1947 yılında 2000 Newyork’lu doktor ötenazinin kanunlaştırılması için bir beyanname imzalamışlardır.Bu beyannameye göre, Newyork’ta şifası kaabil olmayan bir hastalığa müptela olan şahıs 21 yaşını bitirmiş olmak ve şuuruna da hakim bulunmak şartıyla mahkemeye müracaat edecektir.Mahkeme bir heyetin vereceği rapordan sonra ötenazi kararını verebilecektir

Yirminci yüzyıllın ilk yarısında ötenaziye izin veren çeşitli kanun çıkarma girişimleri başarızlığa uğrarken, aynı yüzyıllın ikinci yarısında sonra kimi devletler bazen içtihat yoluyla bazense kanun yapma yoluyla ötenaziye onay vermişlerdir.1980’li yıllardan itibaren Hollanda’da hem aktif hem de pasif ötenazi, A.B.D.’de ise sadece pasif ötenaziye izin verilmeye başlandı.Son iki içinde ise Hollanda ve Belçika ötenaziyi hukuka uygun hale getiren yasalar çıkarmışlardır.

B- TANIM

Ötenazi hem hukuk ilmini hem de tıp ilmini ilgilendirdiği için, her ilmin ilgilileri kendi açılarından tanımlar yapmıştır.

Yapılan tıbbi tanımlarda, hastanın hastalık derecesi, ölüm neticesine ulaşmak için kullanılan yol önemli yer tutar. Bir tanıma göre ötenazi; hastaların tolere edilmeyen ızdıraplarını sonlandırmak amacıyla öldürücü bir ajanın medikal uygulanımıdır.

Hukukçuların yaptığı tanımlarda hastanın iradesi dikkate alınmaktadır.Örneğin;iyileşemez bir hastalığa yakalanmış bir kimsenin istemi üzerine, hayatına son verilmesidir.

Bizce ötenazi, hiçbir şekilde tedavisi mümkün olmayan, insanda acıma duygusu uyandıran bir hastalıkla yaşamak zorunda olan, hastanın talebiyle, icrai yada ihmali bir davranışla, tıbbi yoldan hastanın hayatına son verilmesidir.


B-ÖTENAZİYE İLİŞKİN AYRIMLAR

1)Aktif Ötenazi – Pasif Ötenazi

Ötenaziyle ilgili yapılması gereken birinci ayırım; aktif ötenazi-pasif ötenazi ayırımdır.Bu ayırım ötenazinin tıbbi bir araç veya ölüme yol açacak başka bir madde kullanılarak mı yoksa hastaya hiçbir müdahale de bulunmayarak mı ölümüne sebebiyet verildiğini gösterir. Doktrinde, sadece aktif ötenaziyi ötenazi olarak tanımlayıp, pasif ötenaziyi ’ortotanezi’ olarak isimlendiren görüşler mevcuttur.

Pasif ötenazi, söz konusu müdahale yapılmayacaksa hastanın hayatını kaybedeceği biliniyor, buna rağmen gerekli davranış sergilenmemişse, söz konusu olur.Pasif ötenazi genellikle terminal dönemdeki hastalara uygulanılmaktadır.
. İnsan yaşamının devam edebilmesi için zorunlu bir kısım tedavinin durdurulması, geri çekilmesidir.Kişi aktif olarak öldürülmüyor fakat adeta ölüme terk ediliyorAyrıca beslenme ihtiyacı olan bir kişiye bilinçli olarak besin verilmezse bu durum da pasif ötenazi olarak kabul edilir.

Aktif ötenazi ise hekimin icrai bir hareketle hastanın ölümünü sağlamasını belirtir.Çoğu zaman hasta termal dönemde olmamasına rağmen, iyeleşmeme inancı hem kendisinde hem de ötenaziyi gerçekleştiren doktorda baskındır.Doktor ölümün derhal gerçekleşmesini sağlamak amacı ile hastaya bu amaca uygun bir madde enjekte eder.


Hem ülkemizde hem de yurt dışında yapılan çeşitli araştırmalar gösteriyor ki doktorlar aktif ötenaziye olumlu bakmazken pasif ötenaziye daha sıcak yaklaşmaktadırlar.Bu yaklaşımın iki nedeni vardır.Birincisi , hastanın pasif ötenazide birden fazla hakkını –ölme hakkının yanı sıra beden bütünlüğünü koruma hakkını- öne sürüyor olmasıdır.İkincisi ise ölümcül dozda yapılmasının, tedavinin kesilmesinden çok daha fazla intihara yakın görülmesidir.

Bir ötenazi olayında, Amerika Yüksek(Federal) Mahkemesi şu kararı vermiştir; 25 yaşında geçirdiği kaza sonucunda bitkisel hayata girerek, bu süre zarfında yapay olarak beslenen Nancy Cruzan’ın beslenme tüplerinin çekilmesi suretiyle yaşamına son verilmesi yolundaki, ailesinden gelen talebi kabul eden Missouri mahkemesinin kararını onaylamıştır.

Görüldüğü gibi A.B.D.’de yalnızca pasif ötenaziye onay verilirken Hollanda’da aktif ötenaziye de izin verilmektedir. Bayan S. Tedavisi mümkün olmayan hastalığından kurtulmak için uzun zamandır tanıdığı Dr .P.’den kendisine ötenazi uygulamasını istemiş, akli melekeleri yerinde olan bayan S. Hatta bu konuda bir vasiyet düzenleyerek Dr. P.’ye vermiştir.Bu ısrarlara daha fazla dayanamayan Dr. P. Oğlu. Onun karısı ve kendi asistanı huzurunda aynı talebi tekrar alınca, peş peşe yaptığı üç iğne sonunda bayan S. ölmüştür.Mahkemenin 10.05.1983 tarihli kararında bu fiilin Ceza Kanunun 293 ve 294. maddelerine şeklen aykırılık teşkil etmesine rağmen böyle bir eylemin hukuka aykırı sayılamayacağı kararını vermiştir.


2) İradi Ötenazi- İradi Olmayan Ötenazi

İradi (volenter) ötenazi, bilinci yerinde olan bir hastanın kendi arzusu üzerine ötenaziye olanak sağlanmasıdır. Başka bir tanıma göre, hastanın temyiz kudretine sahip ve bilici açık iken, hata, hile, ikrah ille selbedilmemiş ve özgürce açıklanan isteği doğrultusunda yapılan ötenazi kastetmektedir.

Daha önce omurilik kanalındaki bir kanama nedeniyle hastaneye kaldırılan hasta bayan (B), 2001 Şubat ayında tekrar aynı tanıyla hastaneye yatırılmış, bu kez bilinicide kapanmıştır.Üç ay sonra bilinci açılan bayan (B), ötenazi istemiş, olay daha sonra mahkemeye intikal ettirilmiştir.Mahkeme yapılan titiz çalışmalar sonucunda hastanın akli melekelerinin yerinde olduğuna kanaat getirmiş ve sonuçta hastaya yapılan tıbbi yardımın kesilmesine karar vermiştir.

İradi olmayan (nonvolenter) ötenazi ise; ölümcül hastanın ölüm ile yaşam arasında seçim yapabilecek durumda olmadığı,iradesinin ne yönde olacağının saptanamadığı durumlarda uygulanan ötenaziye denmektedir.

Londra’daki bir olayda James Price adlı bir şahıs altı yaşındaki çocuğunu öldürmek suçundan yargılandığı mahkemede beraat etmiştir.Price, hemen hemen üç dört aylık bir bebeğinkine eşit zekadaki oğlunu, nehre atarak boğmuş, olaydan hemen sonra karakola gidip teslim olmuştur.Yargıç, Price’in beraatını, ancak 1 yıl süreyle göz hapsinde bulundurulmasına karar vermiştir.

Çin’de uygulanan sıkı nüfuz planlaması siyaseti sonucunda, ebeveynler sakat doğmuş çocuklarını bakımevlerine bırakmaktadırlar ve bakımevlerinde bu çocuklar genellikle öldürülmektedirler.Bir tek örnek bile iradeye bağlı olmayan ötenazinin yarattığı trajediyi kavrayabilmek için yeterli olmaktadır.Hiç kimse başkasının yaşam hakkı üzerinde tassarufta bulunmaya yetkili değildir.Hem hukuki açıdan hem de etik açıdan bu durum kabul edilemez.

Hasta bilinci açıkken verdiği vekaletnamede, eğer sağlık durumu kötüleşir ve ölüm kaçınılmaz bir hal alırsa bu esnada bilinci kapanmışsa, kendisine ötenazi uygulanmasını ister ve bu vekalete dayanarak ötenazi uygulanırsa bizce bu durumda iradeye bağlı bir ötenaziden değil, irade dışı ötenaziden bahsetmek daha yerinde olur.Ötenazi için verilen vekaletnameleri diğer hukuki işlemlerde kullanılan vekaletnamelere yüklenildiği gibi hukuki geçerlilik yüklenemez

Bu görüşü ileri sürmemizin iki nedeni vardır.Birincisi, yaşama hakkından feragat edilemeyeceği gibi yaşamla ilgili bu kadar önemli bir karar verme hakkı bir başkasına devredilemez.Çünkü yaşama hakkı kişiye sıkı sıkıya bağlı bir haktır.Medeni kanunumuza göre evlenme temsilci vasıtasıyla olamayacağı (MK 142) düşünülürse, yaşam hakkından vazgeçmenin temsilci sıfatıyla geçerli olduğunu savunmak mümkün değildir. İkinci olarak, temyiz kudretinin ortadan kalkmasıyla verilen temsil yetkisi sona erer. Yapılan sözleşmenin esasları temyiz kudretinin ortadan kakması üzerine kurulduğu için daha sözleşme kurulurken yokluk müeyyidesiyle geçersizdir.

2)Dar Anlamda Ötenazi – Geniş Anlamda Ötenazi- En Geniş Anlamda Ötenazi

Dar anlamda ötenazi, ızdıraplar içinde ölmekte olan birinin acılarını hayatının kısaltılmasıyla hafifletilir.Hastanın ölümü kesinleşmiş ve bu sonuca çok kısa bir süre kaldığı durumlarda ötenazi yapılıyorsa, dar anlamda ötenazi söz konusudur.

Geniş anlamda ötenazi ise, kurtuluşu imkansız ve şifasız bir hastalığa yakalanana ızdırabını dindirmek amacıyla ölüme yol açacak bir biçimde icrai bir hareketle yapılan yardımdır.Ölüm sonucunun meydana gelmesi hemen vuku bulmayacak, belli bir sürenin geçmesi gerekiyorsa geniş anlamda ötenazi söz konusudur

En geniş anlamda ötenazi, ölüm tehlikesinin olmadığı, ötenaziye maruz kalan kişinin yaşaması toplum için zarar doğurur düşüncesi sonucunda hareket edilerek meydana getirilen ötenazidir.Akıl hastaları ve ciddi sağlık problemleri olan çocuklara uygulanılır.


4) Kazai Ötenazi – Medikal Ötenazi – Yasal Ötenazi

Ötenazinin uygulanıla bilmesi için o ülke hukuku açısında bir mahkeme kararına ihtiyaç varsa kazai ötenazi söz konu olur.İntihara yardımın yasal olarak yasaklanmadığı istisnai ülkelerde ise sadece hekim kararı ile ötenazinin uygulanması medikal ötenaziyi doğurur. Hollanda ve Belçika’da ötenazi yasa ile hukuka uygun sayıldığı için bu ülkelerde yasaya uygun olarak yapılan ötenazi uygulamaları yasal ötenazi olarak isimlendirmek yerinde olacaktır.

5) Dolaysıyla Ötenazi
Ölüm gerçekleşinceye kadar ümitsiz hastayı palliyatif tedbirlerle, ızdırabını azaltmak için işleme tabii tutarak yaşamını kısaltmaktır.Ancak hekim bu hususu hastaya bildirmelidir.Bu halde hastanın rızasının hekimin eylemine meşruiyet getireceği öne sürülmektedir



D)TIBBİ ETİK AÇISINDAN ÖTENAZİ


Ötenaziyi pratikte hayata geçirenler doktorlar olduğuna göre, bu uygulamanın meslek etiğiylr ne derecede bağdaşabildiğini irdelememiz gerekir.

Tıp etiği köklerini Hipokratik Hekim Andı’ndan alır.Günümüz tıp etiği ilkelerinin kaynağını Hipokratik gelenekte aramak boş bir çaba değildir. Hekimler yaklaşık 2500 yıldan bu yana Hipokrat’ın ilke düzeyindeki değerlerinin etkisi altında kalmışlardır ve halen de onların etkisindedirler
Bir grup yazara göre , hekimin tedaviyi uygulanmamasına veya kesilmesine karşı çıkarak hastayı istemediği bir tedaviye zorlaması ,başka bir hekimin bakımına geçmesi çok kısa bir süre alsa bile, açıkça hastanın özerkliliğinin ihlal edilmesi anlamını taşır.

Bu görüşün taraftarlarına göre, ötenaziye karşı durmak, Hipokrat tarafından belirlenen ve tıp camiası tarafından benimsenen “özerklik” ilkesine aykırıdır.Hastanın özerkliğinin olması gerekliliğine katılmamak elde değildir.Burada unutulmaması gereken şudur; ötenazi, aynı zamanda Hipokrat tarafından ortaya konan “yararlılık” ve “zarar vermeme” ilkelerine aykırıdır.Bir hekim can alarak yararlı olmadığı gibi hastasına zarar verdiği açıktır.

Kanaatimizce, hastanın hayatı özerkliliğinin önünde gitmektedir ve bunun içindir ki hekim “yararlılık” ve “zarar vermeme” ilkelerini “özerklik” ilkesine yeğ tutmalıdır. Ayrıca vurgulanması gereken bir başka konu, hekimin görevi ile ilgilidir.Toplumun ve bilimin doktorlara yüklediği görev, şifa vermek, hayat kurtarmaktır.Kesinlikle hayat almak değildir.

Hipokrat yemini hekimlerin hastalarına ölümlü ilaç vermelerini açıkça yasaklarken, tedavinin ihmal edilmesini açıkça yasaklamamaktır.Bu ifadeden;”Hipokrat yeminine göre aktif ötenazi yasak ama pasif ötenazi uygulanılabilir” sonucunu çıkarmak doğru bir yaklaşım olmaz..”Özerklik” ilkesine dayanarak aktif ötenaziyi savunanların Hipokrat yemininde dile getirilen bu yasağa karşı bu kadar kayıtsız kalmaları şaşırtıcıdır.

Hepimizin bazen şahit olduğu gibi tıp ilminde tanı yalanışlıkları olmaktadır.Böyle bir hata yapılmışsa, ötenazi uygulandıktan sonra artık bu hatta telafi edilemez.Böyle bir durumla karşı karşıya kalan doktorun vicdani açıdan çok zor durumlara düşeceği kesindir.

Günümüzde, dünyada ve Türkiye’de yapılan anketler gösteriyor ki; doktorların büyük çoğunluğu aktif ötenaziye karşıyken, pasif ötenaziye daha ılımlı bir yaklaşım gösteriyorlar.Fakat Dünya Tabipler Birliği ötenazinin her türlüsüne karşı olduğunu deklere etmiştir.2-6 Ekim 2002 tarihinde Washington’da yapılan konferansta D.T.B aldığı karar aynen şöyledir; ötenazi uygulamalarla çelişen bir durumdur ve kabul edilemez.Ayrıca, D.T.B. ülkelerdeki yasalar aksini hükmetse bile, tabip birliklerini ve hekimlerini ötenazi uygulamalarına katılmamaya çağırdı.

Dünyada ve Türkiye’de yapılan araştırmalar gösteriyor ki doktorların büyük bir kısmı, ötenazinin tıp biliminin yavaşlatacağı kanısını taşımaktadırlar.

Ayrıca,ötenazinin yaygın bir biçimde yasallaşması durumunda, halkın tıp mesleğine olan güveni sarsılacaktır. Halkın nazarında tıp insan hayatı için mücadele veren kutsal bir meslektir.A.B.D.’de dört tıbbi etikçi, ”Doktorlar öldürmemelidir” başlıklı yazılarında,doktorların bir kez cinayet işlemeleri veya profesyonel katil olmaları durumunda bir daha halkın güvenini kazanmalarının,”hastalık iyileştirici, hastanın konforunu sağlayıcı ve onu koruyucu” sıfatlarını elde edemeyeceklerini iddia etmektedirler.Bu iddia Hollanda’da bakım gören ev hastalarının 2/3’ünün, doktorların bir gün kendilerini de öldürebileceği korkusunu taşıdıklarını ortaya koyan anket sonuçlarıyla desteklenmektedir.


E) DİNLER AÇISINDAN ÖTENAZİ


1)Hıristiyanlık

Hıristiyanlık dinine göre, Tanrı doğadaki her şeyin sahibi ve belirleyicisidir.Tanrı insana hayat verir ve yine o hayatı ancak kendisi alabilir.İnsan kendi yaşamına son veremeyeceği gibi başkasının da hayatına son veremez.İnsan kendi bedeninde tahribat yapamaz.Hıristiyanlık inancına göre hayatta acılarda vardır.İnsan acı çekerek Hz. İsa gibi Tanrıya yaklaşabilir.

Görüldüğü gibi,geleneksel Hıristiyanlık inancı her türlü ötenaziyi günah saymaktadır. Fakat Katolik kilisesinin son değerlendirmelerine göre pasif ötenazinin günah olmadığı yolundadır.

Hıristiyanlık dünyasını ruhani liderliğini üstlenen Papa başkanlığında toplanan 5.5.180 tarihli II.Vatikan Ekümenik Konsüller Bileşiminde ötenazi üzerine bir deklarasyon yayınlanmıştır. Bu deklarasyonda; öncelikle Hıristiyanlık dinin geleneksel yaklaşımı dile getirildikten sonra ölümün çok yaklaştığı zaman, sadece sıkıntı veren ve tahammülü zor bir yaşamı uzatmaya yarayan tedavi yöntemlerini reddetme karar yetkisinin kişiye tanınmasının caiz olduğu vurgulanmıştır.

Geçtiğimiz günlerde ise Papa bir doktora yaptığı değerlendirmede şunları söylemiştir: Bir insanın sınırlı ve ölümlü bir varlık olduğu unutulmamalı, ölüm kıyısındaki hastaları yaşatmak için tüm tıbbi ve teknik olanakların seferber edilmesi hem yararsızdır hemde hastaya saygısızlıktır.Sadece bilimsel tekniklere güvenilmesi umutsuz hastakarın bazılarının tedavisinde haddini bilmezliktir.Ölmekte olanın sadece bedeni değil, ruhuda dikkate alınmalıdır .


2) İslamiyet

Allah, hayatın sahibi, insan ise onun halifesidir.İnsan iradesiyle bazı kararlar verebilir ve bunları uygulayabilir fakat Allah’ın kurduğu hayata tecavüz edemez.Katil, hayata tecavüzdür, insan kendi hayatına son verse de bu böyledir.
“Ben insanları ve cinleri bana kulluk etsinler diye yaratım”.Bu ayetten de anlaşılacağı gibi insana boşuna hayat verilmemiştir.İnsanın hayattaki görevini İslam tasavvufu şöyle açıklıyor: Kul önce Allah’ı tanıyacak,sonra ibadet ve itaatle Allah’ı sevecek ve o sevgi içinde hayata devam edecek.Kısacası insan kendi isteğiyle bu kulluktan vazgeçemez, hayatına son veremez.Aksi davranış içine girerse günahkar olur ve ebedi dünyada cehennemden kurtulamaz.

Geleneksel İslam tasavvufuna göre, acı çekerek ölmek Allah’ın o insana bir lütufudur. Bu hayata çekilen acı günahların silinmesine yol açar yani kabir azabı ve cehennemde ödenecek bedel hayattayken veriliyor.Elbette ki kabir azabı ve cehennem hayatta çekilen acıdan çok daha fazla ürkütücüdür.

İnsan ölümle pençeleşirken bile şükretmeli ve Allah’tan şifa dilemelidir.Ötenazi, İslam dinine kesinlikle aykırıdır.İnsan ne zaman öleceğine karar veremez, bu karar yaratıcıya aittir.

3) Diğer Dinler

Musevilik de diğer tek Tanrılı dinler gibi, ötenaziyi katil olarak görür ve reddeder.Tek Tanrılı dinlerin aksine, doğu dinlerinden Şintoizm, Budizm ümitsiz hastalık durumunda istemli ötenaziye izin verir. Çin’de Konfüçyus ahlakıda aynı şeyi savunur.



F)ÖTENAZİYİ SAVUNANLARIN GEREKÇELERİ

Ötenazinin yasallaşmasını isteyen kesimler, bu taleplerini bazı gerekçelere dayandırmaya çalışmışlardır.Biz, bu savların en önemlilerini belirtmeye çalışacağız.

En çok öne sürülen görüş, öleceği kesin olarak bilinen hastayı, daha fazla ızdırap içinde tutmanın hiçbir manası olmadığını ve eğer hastanın iradesi varsa ötenazi yapılması gerektiğini dile getiren görüştür.Özerkliğini ve onurunu kaybeden veya onuru belirli bir niceliğin altına düşen kişilerin yaşamasına yardım etmeye uğraşmak anlamsızdır.

Aktif ötenaziyi savunanlara göre, ölümün kaçınılmaz ve önlenemez olduğu hallerde tıp, hastanın seçimine uygun olarak iyi bir ölüm sağlamak zorundadır.Ağrıdan azdeve yan etkilerden uzak ve ailesi ve dostlarının psikolojik ve ruhsal desteği altında gerçekleştirilen bir ölümün iyi bir ölüm olarak tanımlanabileceği ileri sürülmektedir

Bu görüşü öne sürenler hayatın doğal akışına isyan etmektedirler. Hepimizin bildiği gibi insan hayatı sadece mutluluk ve güzelliklerden oluşmamaktadır. Hayatta güzelliklerin yanında belki de daha çok acı ve keder vardır.İnsan hayatı böyle kabul etmeli ve yaşamalıdır.Hayatın doğal işleyişi bunu gerektirmektedir.
İnsanın çektiği fiziksel acılar için ölüm hakkı meşrulaşırsa, belli bir süre sonra, sevgilisi tarafından terk edilen yada mali olarak iflas eden bir insanın intiharına yardım eden veya intihara failin hareketini çok normal olarak görmeye başlarız.Özelikle bilinci kapalı hastalara uygulanan ötenaziyi bu gerekçeye dayandırmak anlam ifade etmez.Çünkü bilinci kapalı bir insan doğal olarak acı çektiğinin farkında değildir.Üstelik bazı hastaların mucizevi bir şekilde iyileşebildiklerini hepimiz şahit oluyoruz.

Bir başka gerekçeye göre ise, kurtulması mümkün olmayan hastalar ve akıl hastaları için yapılan masraflar hem hastanın devletini hem de ailesini ekonomik açıdan zor durumda bırakmaktadır.Bu insanlara ötenazi uygulanmalıdır çünkü harcanan sağlık giderleri hastaya hiçbir şey kazandırmamaktadır.

Hem ülkemizde hem de dünyada ailelerin tedavi masraflarını karşılamakta aciz kaldığını hepimiz biliyoruz.Böyle durumlarda devlet ödevlerini yerine getirmeli, yoksul hastanın tedavi giderlerini üslenmelidir.Ekonomik sıkıntılar, ötenaziyi meşrulaştırmaya yetmez.Hayattaki en değerli varlık insandır.

Bir başka görüşe göre ise, iyileşemeyeceği kesin olan acılar içinde kıvranan hastayı öldüren kişiye ceza verilmemelidir.Çünkü kişi merhamet duygularıyla hareket etmiş,ötenaziyi bir görev duygusu içinde gerçekleştirmiştir.

Bu görüşün kabulü, tatbikatta pek çok suiistimallere yol açabilir.Failin böyle ulvi ve insani bir hisle hareket edip, fiili işlediğini nasıl ve ne suretle tespit edeceğiz? Merhamet hissi yerine “menfaat” veya daha başka saiklerin bu işte rol oynamayacağını bize kim temin edebilir? Bir insandan iyilik olduğu kadar her türlü fenalıkların da beklenebileceği bir hakikat olduğuna göre;bu fikrin kabulü; bir çok adam öldürme hadiselerinde suç faillerinin cezadan kurtulmalarına yol açabilir.

Eski bir görüşe göre ötenazi ile intihar birbirlerine yakın kavramlardır.Nasıl ki intihar, insanın kendi hayatının sahibi olası dolayısıyla ve buna kendi eliyle son verebilmesi sebebiyle cezalandırılmazsa, bunun üçüncü bir şahıs tarafından gerçekleştirilmesinin de cezalandırılmaması gerekir.İntihar etmek cezalandırılmadığı gibi, ölmek isteyen hastaya yardım eden hekimin de cezalandırılmaması gerekir.

İntihar teşebbüsünde bulunan kişiye ceza vermenin hiçbir yarar getirmediğinden artık bu fiile ceza verilmediği gibi bu fiili işleyen kişinin isnad kabiliyetine sahip olduğunu düşünmek imkansızdır.Gerek intihara ikna ve yardım suçu işleyen kişi gerekse ötenazi fiilin,i ika eden kişi isnad kabiliyetine sahiptir.Bu fiillerin cezasız bırakılması düşünülemez.Ötenazi ve intihar birbirinden ayrı iki olaydır.

Burada son olarak belirteceğimiz gerekçe, iradi ötenaziye izin velimesi gerektiği, çünkü hastanın ötenazi kararını kendi hür iradesiyle verdiği ve bunun sonucunda da ötenaziyi uygulayan doktorun ceza almaması gerektiğine ilişkin görüştür.

Gerçek manada iradi ötenaziden söz etmek mümkün görünmemektedir.Çünkü ölmeyi isteyebilecek kadar, acı çeken veya sağlık durumundan ötürü ruhi bunalım geçiren bir insanın temyiz kudretinin olduğunu söylemek imkansızdır. Kendi ölüm kararını veren bir insandan ruh sağlığının yerinde olması beklenemez.Bu durumdaki bir kişinin kendisiyle ilgili olarak verdiği kararlar sağlıklı olmadığı içindir ki, ötenaziyi meşrulaştırmak amacıyla hastanın isteği olmasın dayanak olarak göstermek yerinde olmaz.







İKİNCİ BÖLÜM:
HUKUKİ AÇIDAN ÖTENAZİ



A)MUKKAYESELİ HUKUKTA ÖTENAZİ


1) Ötenaziyi Kasten Adam Öldürme Suçu Sayan Devletler

Bir çok ülke, ceza kanunlarında ötenaziye yer vermeyerek kasten adam öldürme suçu saymaktadırlar. Fransa, Arjantin, Brezilya, Bulgaristan, Yugoslavya, İsveç, Rusya, Macaristan gibi ülkeler bu gruba dahil edilebilir.Bu devletlerden bazıları, Tıbbi Deontoloji Kanunlarında ötenazi açıkça yasaklanmıştır.


2) Ötenaziyi Ayrı Suç Sayan Devletler

Bu gruba giren devletler, ceza kanunlarında ötenaziyi ayrı bir suç olarak zikretmişlerdir. Böyle bir uygulamaya gidilmesinin nedenleri olarak, faildeki acıma saiki ve mağdurun öldürülmeyi talep etmesi olarak sayılabilir. İtalya, Yunanistan, Finlandiya, Norveç, Almanya, Polonya gibi devletler bu gruba dahildir.

Ancak unsurlar bakımından söz konusu devletlerin kanunları birbirinden farklılık arz eder. Şöyle ki, İtalyan(m.579) CK. sadece rızadan bahsederken kanunların büyük bir kısmı ( örneğin Avusturya CK.m 139/a, Federal Alman CK.m. 293, Danimarka CK. M. 239, Yunanistan CK. M. 300, Polonya m. 150, Romen CK. m. 468/1) rızayı yeterli saymayarak insiyatifin diğer bir deyişle isteği, ricanın öldürülen mağdur tarafından gelmesini ararlar.Bu kanunlardan Romanya “ricayı” ararken, Federal ALMANYA, Avusturya, Yunanistan isteğin açık ve ciddi olmasını şart koşarlar.İsviçre CK. “ciddi ve ısrarlı” istekten bahseder.Danimarka CK. “ısrarlı istek” kavramını kullanır.Norveç CK. (235/2) diğer kanunların aksıne rıza veya talebi aramamıştır.

Burada, ötenaziyi ayrı suç sayan devletlerden bir tanesinin ceza kanununu incelememiz yerinde olacaktır. Yeni İtalyan Ceza Kanunu, ötenaziyi ayrı bir suç olarak bünyesine alan ilk kanundur.579. maddesi şöyledir: “Mağdurun kendi muvafakatiyle bir kimseyi öldüren kimse altı ila on beş sene arasında ağır hapis cezasıyla cezalandırılır.Bu halde 61. maddede gösterilen ağırlatıcı sebepler tatbik olunmaz.Eğer fiil:

a) On sekiz yaşından küçüklere,
b) Akıl malulleriyle, herhangi bir hastalık neticesi akli kıyafetsizlik halinde bulunan veyahut alkol ve uyuşturucu madde kullanan kimselere,
c) Fal tarafından şiddet, tehdit, telkin ve iğfal kullanılmak suretiyle mağdurun muvafakati istihsal edilerek işlenmiş ise, fail, öldürme fiiline mahsus ceza ile cezalandırılır.


3) Ötenaziyi Suç Saymayan Devletler


A) A.B.D.

A.B.D’de aktif ötenazi yasakken, istemli pasif ötenazi mahkeme kararları hukaka uygun sayılmaktadır.Örneğin; Massachusetts Yüksek Mahkemesi’nin Superident of Belchertown State School V. Saikewich kararı yaşam destekleyici tedavinin kesilmesi yönünde olmuştur.Tedavisi mümkün olmayan akut myeloblastik monositik lösemi hastası Saikewich’e önerilen tedavi önemli yan etkileri olan ve acı çekmesine neden olacak kemoterapidir.Mahkeme, hastanın karşılaşacağı korku ve acının, bu tedaviden beklenen yaradan,diğer bir ifade ile yaşamın sınırlı ölçüde uzatılmasından daha ağır olduğuna karar vermiştir.

Eyaletlerin farklı uygulamalarından dolayı intihara yardım adı altında aktif ötenazinin suç sayılmadığı bir olaylar zinciri yaşanmıştır. Mishigan Eyaleleti’nin, intihara yardımın suç sayılmadı nadir eyaletlerden biri olmasından yararlanan Dr. Keverkian intihar makinesi icat etmiş, bu makinenin tanıtımı T.V.’ler de ve yazılı basında yapılmıştır.Bu makine, hekimin damara soktuğu iğne aracığın ile hasta zehir enjekte etmektedir.Hastanın enjeksiyon için bir düğmeye basması yeterli olmaktadır.Böylece hekim hastayı doğrudan öldürmemekte, sadece onun makineyi kullanmasını sağlayarak yardım etmektedir.Mishigan Eyaleti’’nde, Dr. Kevorkian’ı engellemek için 1992’de intihara yardımı yasaklayan bir yasa hazırlanmış, 1993’te de yürürlüğe girmiştir.Doktor yasa çıkana kadar 27 hastasına ölme için yardım etmiştir.Yasa yürürlüğe girdikten sonra iki hasta daha aynı yolla hayatını kaybetmiş, açılan davada jüri doktoru suçsuz bulmuştur.

Ötenazide hastanın vasiyetini mutlak arayan bazı eyaletlerde, hastanın yazılı ve önceden verilen açık iradesi bulunmadıkça yapay yaşam desteğinin kaldırılması mümkün görülmemektedir.Diğer taraftan 20 eyalette hastanın iradesi tam olarak tespit edilmezse dahi yasal temsilcisi veya onun yerini tutan bir başkasının örneğin mirasçıların iradesinin yeterli görüldüğü belirlenmiştir .

B) Hollanda

10 Nisan 2001 tarihinde, Hollanda Parlamentosunun 75 üyeli alt kanadı olan Senatoda, ötenaziyi hukuka uygun hale getiren yasa kabul edildi.

Söz konusu yasaya göre, iyileşme umudu bulunmayan kişiler, istedikleri takdirde doktor kontrolü altında yaşamlarına son verebilme hakkına sahip durumdadırlar.Ötenaziyi uygulayan doktor, yaptığı işlemi “Bölgesel Ötenazi Denetleme Komisyonu”na bildirmek zorundadır.

Komisyon, ötenazinin yasalara uygun şekilde yapılıp yapılmadığını denetleye bilecektir.Bu denetim sonucunda, komisyon, doktorun ötenazi işlemini özenli şekilde yapmadığına kararına varırsa savcılığa suç duyurusunda bulunacaktır.

Bu yasa yürürlüğe girmeden önce Hollanda’da ötenazi kazai içtihatlarla oluşturulan kriterlere uygun olarak yapıldığı takdirde hukuka uygun sayılıyordu.Hollanda, ötenazinin en çok uygulandığı ülkedir.Bu ülkede, her yıl 2300 kişi ötenazi sonucunda hayatlarını kaybetmektedir.Böyle bir yasanın yürürlüğe girmesinin, yaratığı en büyük pratik değişiklik, doktorların cezai kovuşturmaya uğrama ihtimallerinin tamamen ortadan kalkması olmuştur.

C) Belçika

Belçika ilk ötenazi kavramıyla on dokuz sene önce karşılaşmıştır.1981 yılında bir sinemada çıkan yangında paniğe kapılan ve kapıya yüklenen izleyicilerden birisine saptanan demir parmaklığın çıkarılması imkansız görülmüştür.Hastanın bilinci yerindeyken yalvarmalarına dayanamayan bir doktor, tabancasıyla ateş ederek yaralının hayatına son vermiştir.Mahkemeye sevk edilen doktor beraat etmişse de meslek odası tarafından meslekten çıkarılmıştır.

Belçika Meclisi, 2002 Mayıs ayında ötenaziyi suç olmaktan çıkaran kanun tasarısını onayladı.Bu kanun çıkmadan önce Belçika’da kasten adam öldürmesuçu sayılmasına rağmen yukarıdaki örnekte seyrekte olsa olduğu gibi mahkeme kararlarıyla, ötenazi fiilinin failerine ceza verilmediği görülmekte idi.

Yasada, ötenazi isteyen hastanın 18 yaşından büyük olması, bu talebini bilinçli ve kendi iradesi ile yapması, bu isteğini düşünerek ve birkaç defa yansıtması şart koşuluyor.Hastaya ötenazi yapılabilmesi için, fiziki ve psikolojik açıdan, tıbbi olarak sürekli ve dayanılmaz acı çekiyor olması, çaresiz bir aşamada olması gerekiyor.Ötenazi talebi ile ötenazi “infazı” arasındaki sürenin en az bir ay olması öngörülüyor.Yasaya göre insanlar, sağlıklı günlerinde vasiyetname hazırlayarak, ötenazi gerektiren hale düştüklerinde ötenaziye gidilmesini de isteyebilecek.İnceleme heyeti eğer “gereksiz” bir ötenazi uygulaması saptarsa, adli tatbikat başlatılacak.



B) TÜRK HUKUKUNDA ÖTENAZİ

1) Mevzuatta Ötenaziye İlişkin Hükümler

Türk hukuk mevzuatında ötenaziyle ilgili bir kanun mevcut olmamakla birlikte, iki düzenleyici işlemle yasaklanmıştır.
Bu düzenleyici işlemlerden ilki, 13.1.1960 tarihli ve Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile yürürlüğe konulan Tıbbi Deontoloji Nizamnamesidir.T.D.N. 13/3 de yer alan, “teşhis, tedavi veya korumak gayesi olmaksızın, hastanın arzusuna uyarak bedeni mukavemetini azaltacak herhangi bir şey yapamaz” hükmü ile ötenazi yasaklanmıştır.

01.08.1998 tarihli Hasta Hakları Yönetmeliği 13/1 de “ötenazi yasaktır” dendikten sonra 13/2 de yer alan hüküm aynen şöyledir: Tıbbi gerçeklerden bahisle ve her ne suretle olursa olsun, hayat hakkından vazgeçilemez.Kendisinin veya bir başkasının talebi olsa dahi kimsenin hayatına son verilemez.

Hasta Hakları Yönetmeliği m.24 de göre hasta tedaviyi reddedebilir fakat tedavi başladıktan sonra tedavinin kesilmesini talep edemez.

2) Türk Ceza Kanununa Göre Ötenazi

Türk Ceza Kanunda ötenazi ile ilgili özel bir hüküm yoktur.Ötenazi bir adam öldürme eylemi olduğu için doktrindeki yaygın görüş, failin kasten adan öldürme (448) suçundan mahkum edilmesi ve hakimin takdir yetkisine bağlı olarak 59. maddeden ceza indirimi alabileceği yönündedir.Eylemin icrai yada ihmali olması bir şey değiştirmez.Aksi yönde görüş bildiren bir yazara göre, pasif ötenazi taksirle adam öldürme suçunu(455) oluşturur, çünkü hekim, sonucu öngörmekte fakat istememektedir.

Bu görüş eleştiriye oldukça açıktır.Çünkü yazar niyet ile saiki birbirine karıştırmaktadır. Niyet fiilin doğrudan doğruya olan gayesine taalluk eder Hekimin niyeti, hastanın ölmesini sağlamaktır ve saiki ne olursa olsun bu sonucu istemektedir. Kasta en yakın taksir türü bilinçli taksirdir.Bilinçli taksir, suç teşkil eden belli bir eylemin gerçekleşmesi olası sayılmakla beraber, fail neticenin gelmeyeceğine yükümlüklerine aykırı bir biçimde güven beslemektedir .Görüldüğü gibi, bilinçli, taksirde suçun meydana gelmesi bir olasılığa bağlıdır.Ayrıca, biraz önce belirttiğimiz gibi bilinçli taksirde failin sonuca meydana getirme niyeti yokken, pasif ötenazide bu niyet açıktır ve hastanın öleceği olasılıklara mahal vermeyecek şekilde kesindir.

Kasten adam öldürme bir kimsenin hayatının başka bir kimse tarafından kasten ve hukuka aykırı olarak yok edilmesidir.

Adam öldürme fiilinin suç sayılmasının sebebi “hayat hakkı”nı korumaktır.Devlet tarafından hayat hakkı, yalnız fert değil, toplum açısından da korunmuştur.”Rızalı öldürme”lerin dahi –kaide olarak- cezalandırılmış olması hukukun insan hayatını aynı zamanda “toplumsal değer” olarak kabul ettiğini de gösterir.Ferdin ailesine ve Devlete karşı vazifesi vardır.

Bu suçun faili ve mağduru insan olmak kaydıyla herkes olabilir.Mağdurun hasta olması, mağdur çocuksa ucube şeklinde doğması öldürülmeleri için gerekçe sayılamaz.

Medeni Kanunumuz, kişiliğin kazanılması için sağ ve tam doğmak şartı dışına başka bir şart aramamıştır.Doğan yaratığın insan biçiminde olması da gerekli değildir.İnsana insan niteliğini veren biçimi değil, sadece bir insandan üremesidir.

Ötenazinin adam öldürme cürmünü meydana getirip getirmediğini suçun unsurları açısından incelememiz yerinde olacaktır.Suçun sadece maddi ve manevi unsurları olduğu inancıyla, irdelememizi bu iki unsur açısından yapacağız.Çünkü suçun unsuru olarak gösterilen “hukuka aykırılık” suçun unsuru değil, objektif bir ölçü-değer hükmüdür. Fiil (maddi unsur) ve fail (manevi unsur) dışında bir unsur olamaz.”Fiil” ve “kusurluluk” unsurlarının birleşmesiyle “hukuka aykırılık” meydana gelir.Suçun bir başka unsuru olarak gösterilen “tipe uygun hareket” ise maddi unsurun içinde değerlendirilmelidir.Çünkü kanunlarda suç olarak gösterilmeyen bir fiil, ceza hukuku anlamında fiil değildir.

—Maddi unsur:

Tipe uygun hareket, T.C.K.’nın 448. maddesinde gösterilmiştir.Söz konusu maddede; “her kim, bir kimseyi kasten öldürürse 24 seneden 30 seneye kadar ağır hapis cezasına mahkum olur” demek suretiyle, kanun koyucu bu suçun hareketin şekli bakımından serbest hareketli bir suç olduğunu belirtmiştir.Çünkü kanun koyucu bu suç tipinde sadece neticeyi belirtmiş hareket için bir şart koşmamıştır.Aranan kast, genel kasttır.Ötenazide de iradi davranış öldürmeye yönelik olduğu için bu suç için aranan hareket mevcuttur.Ayrıca bu davranışın dış dünyada getirdiği değişiklik ölüm olduğu için kasten adam öldürme suçu için aranan netice ötenazi fiilinde mevcuttur. Maddi unsur açısından yanıtı bulunması gereken bir soru daha vardır.Acaba netice yani ölüm ne zaman gerçekleşir? Bu soruya verilmesi gereken yanıt şöyle olmalıdır; bir kişiye canlılık kazandıran dolaşım, solunum ve sinir sistemi fonksiyonlarının, kendi başına çalışmalarının durması ve ancak yapay araçlarla bu fonksiyonlar tekrar faaliyete geçirildiğinde, kendi başına çalışmaya gücü olmaması hali, ölüm demektir.Hareketin icrai yada ihmal suretiyle icrai olması bir şeyi değiştirmez.Diğer bir söylemle, hem aktif ötenazi hem de pasif ötenazi için sergilenen davranışlar kanuni tipteki harekete ve neticeye uygundur. uymaktadır.Hareket ve netice arasında nedensellik bağı kurulduğunda suçun maddi unsuru tamam olur.


—Manevi Unsur:

İnsan öldürme cürmünün manevi unsuru cürmi kasttır.Bilindiği gibi insanın içine ilişkin bir konu olan kastın belirlenmesi ve takdiri, olaya göre esas mahkemesine aittir.Öldürme kastının ne zaman var bulunmuş sayılacağı hakkında genel bir kurak konulamaz; olaylara göre ve dış koşullardan çıkarmak suretiyle kastın varolup olmadığına karar vermek gereklidir. Yargıtay bazı hallerde kastın var olduğu faraziyesine dayanmaktadır.

Ötenazinin taksirle meydana gelmesi mümkün olamayacağından, her zaman kasıtla meydana gelir.Failin iradesi ötenaziye yönelmemişse bu durumda ötenaziden de bahsedilemez.Fakat şunu belirtmek gerekir ki; failin kusurundan söz edebilmek için failin ceza ehliyetine sahip olması şarttır.Örneğin ötenaziyi meydana getiren kişi akıl hastasıysa kusurdan söz edilemeyeceği için suç tamamlanmış sayılmaz çünkü suçun manevi unsuru eksik kalır.

Kanunumuzda, ötenaziyi bir hukuka uygunluk nedeni olarak gösteren bir hüküm mevcut değildir.

Ötenazide, kasten adam öldürme suçunun maddi unsuru ve manevi unsuru bir araya geldiği içindir ki hukuka aykırıdır.

Ötenazi fiili, 449. ve 450. maddelerinde gösterilen, cezayı ağırlaştırıcı nedenlerinden birini taşıyorsa,ilgili maddelerin hükümleri bütün adam öldürme cürümlerinde olduğu gibi ötenazi fiiline de uygulanılır.Örneğin 449/1 ve 450/1 de sayılan akrabalardan birine karşı ötenazi ika edilirse kanunun bu hükümleri uygulanır.Yine aktif ötenazi hastanın vücuduna zehir ithal etmek suretiyle yapılırsa 449/2 uygulanılır.

Üzerinde düşünülmesi gereken bir başka konuda, ötenazinin 450/4 deki “teamülden adam öldürme” sayılıp sayılamayacağıdır.Bilindiği gibi bu hüküm kasten adam öldürme suçunun cezasını ağırlaştıran nedenlerden biridir.Kastın ortaya çıkması ile suçun işlenmesi arasında bir zaman aralığı varsa taammüd (tasarlama) vardır .Doktrinde taammüdü açıklayan iki görüş mevcuttur.Birinci görüş soğukkanlılık, ikincisi ise, plan kurma teorileridir.Bizce davanın hakimi somut olayın özelliklerine ve delilleri göz önünde bulundurarak ve bu iki teoriden birini ölçü alarak, taammüdün var olup olmadığına karar vermelidir.


.

3) T.C.K. Tasarılarında Ötenazi

Türk Ceza Kanunu 1989 Öntasarısında; iyileşmesi kabil olmayan ve ileri derecede ızdırap verici bir hastalığa tutulmuş bulunan bir kimsenin şuuruna ve hareketlerinin serbestliğine tam olarak sahip iken yaptığı ısrarlı talepleri üzerine ve sadece hastanın ızdıraplarına son vermek maksadıyla öldürme fiilini işlediği sabit olan bir kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir hükmü ön görülmüş ve aynı hüküm Türk Ceza Kanunu 1997 tasarısının 137. maddesinde “acıyı dindirme saiki” başlığı altında tekrarlanmıştır.Ayrıca aynı hüküm 2000 tasarısında da yer almıştır.

Bu kanun tasarılarında, ötenazini hangi şartlarda kasten adam öldürme fiilinden ayrı bir suç sayılacağı belirtilmiştir.Ötenazinin müstakil bir suç sayılması için gereken şartlar:

1) Maktul, iyileşemeyecek şekilde hasta olacak ve bu hastalık ileri derecede ızdırap verecek

2) Hem fiziki hem de psikolojik olarak hareket serbestliğine sahip iken ısrarlı bir biçimde öldürülmeyi talep edecek.


3) Doktrinde Ötenazi İle İlgili Görüşler

a) Kasten adam öldürme suçu sayılması gerektiğini savunan görüş

Bu görüşü savunan yazarlara göre, kasten adam öldürme suçu ile ötenazi arasında hiçbir fark yoktur, herkesin hayatı eşit derecede öneme sahiptir ve mağdurun rızası bir hukuka uygunluk nedeni sayılamaz.

Bu görüşü benimseyen yazarlardan Çağlayan’ a göre; bir kimsenin, merhamet hissinin sevki ile veya rızasıyla öldürülmesi keyfiyeti, bir çok suiistimallere yol açabileceği gibi, bütün kıymetlerin üstünde tutulması gereken insan hayatının izalesi neticesini doğurması bakımından tecviz edilmemek lazımdır.Bu itibarla, kanunumuzun bugünkü sistemini doğru bulmaktayız.

Bayraktar’ a göre ise; ötenazi hukuka uygun bir fiil değildir.Hernekadar bu fiilde hastanın rızası ile ölüm meydana getirilmekte ise de hakkın icrası bulunmamaktadır.Ötenazi diğer bir yönden de tıbbın amacına aykırı düşmektedir.İnsan sağlığını ve yaşamasını koruma ve devam ettirme amacına taşıyan tıp bilimi ile hayatın ortadan kaldırılmasını belirten ötenazi çatışmaktadır.Böylece ötenaziyi gerçekleştiren hekim sadece tıp biliminin gereklerini uygulayan, fakat tıp biliminin amaç ve ilkesine aykırı hareket etmekle onun sınırlarının dışına çıkan olağan bir birey durumuna gelmektedir

Yazarlar görüşlerinin büyük bir kısmında haklı olmalarına rağmen, gerek ötenazi olaylarının farklılık arz etmesinden dolayı gerekse ötenazi fiilini gerçekleştiren fail ile kasten adam öldürme cürmünü gerçekleştiren failin öldürme nedenleri birbirinden farklı olduğu için iki eylemin, aynı suç kalıbı içinde yer almalarını ve aynı şekilde cezalandırılmalarını doğru bulmuyoruz.Örneğin, son günlerini ailesinin yanında geçirmek isteyen hastasına izin veren doktor ile basit bir nedenden dolayı komşusunu öldüren bir kimseyi aynı şekilde cezalandırmak yerinde bir tutum sayılamaz.

b) Ayrı suç sayılması gerektiğini savunan görüş

Doktrinde ki diğer bir görüş, ötenazinin kasten adam öldürme cürmü sayılmaması gerektiği fakat cezasız da bırakılmaması gerektiğine inanan görüştür.Bu görüşün taraftarlar TCK. tasarılarını da etkilemişlerdir.

Böyle düşünen yazarlardan Dönmezer/Erman bu düşüncelerinin nedenini şöyle açıklamaktadırlar : Ötenazinin, sebep olabileceği suiistimaller ve özelikle siyasi maksatlarla kullanılabilmesi imkanı karşısında, cezasız kalması kabul olunamasa da kasden adam öldürme şeklinde cezalandırılması da ağır sayıla bilir.Ölümü sonuçlayacak aracın intihar etmek isteyen kişiye sağlanması ve bu kişinin de söz konusu aracı bizzat kullanarak intihar etmesi halinde Kanunumuzun 454. maddesinin daha hafif bir cezayı öngörmüş olması karşısında, ötenazi halinde de buna benzer bir hükmü kabul etmek uygun olur. Dönmezer/Erman, TCK. tasarılarındaki ötenaziyle ilgili maddeyi doğru bulmaktadırlar.

Yazarların, ötenazinin suç sayılması gerektiğine ilişkin görüşleri tamamıyla, ötenazinin suiistimallere açık olmasından kaynaklanmaktadır.Yazarların kaygılarına katılmamak elde değildir fakat ötenazinin suç sayılması yalnızca bu nedene bağlanamaz. Bizce başkasının canını almaya hiç kimsenin hakkı yoktur ve olamazda.Kişinin hasta olması ve kendisinin de ölmeyi istemesi öldürülmesi için gerekçe sayılamaz.İnsanlığın ve doğanın kanunları vardır ve hiç kimsenin bu kanunları ihlal etmeye hakkı yoktur.

Ötenaziyi “ayrı suç sayma” görüşüne ilke olarak katılmakla birlikte TCK. tasarılarını eleştirmenin yerinde olacağını düşünüyoruz.İlk olarak, belirtelim ki tasarılarda ötenazi ile ilgili maddelerin kapsamı çok dar tutulmaya çalışılmıştır. İkinci eleştirimiz ise ötenazi suçu için öngörülen cezanın üst sınırının çok az olmasıdır.Ötenazi, faillerin suça katkısı açısından intihara ikna ve yardım suçundan daha farklıdır.Ötenazide fail suçu kendisi işlerken, intihara ikna ve yardım suçunda ise, kendisi suç olmayana bir fiile manevi asli fail ve fer’i fail olarak iştirak söz konusudur.Bu açıdan bakıldığında ötenazi ile intihara ikna ve yardım suçlarını eşdeğerde görmenin yanlış olacağı inancındayız.

Bu açıklamalar ışığında, bizce ötenaziyi ayrı suç saymak için hastanın iradesinin bulunması ve hastanın iyileşemeyecek derecede hasta olması şartları dışında şart aranmamalıdır.Mahkemeye geniş bir takdir alanı bırakılmalı, olayın somut özelikleri ve delilleri göz önünde bulunduran hakim,vicdanın da yardımıyla 6 yıl ile 18 yıl arasında ceza verebilmelidir.


c)Ötenazinin suç sayılmaması gerektiğini savunan görüş

Pasif ötenazinin suç sayılmaması gerektiğini düşünen Güven, görüşlerini şu sözlerle açıklıyor; pasif ötenazi, bir kimsenin yaşama hakkını kasten elinden alınması anlamını taşımaz.Zira sonuç itibariyle ölüme sebebiyet veren unsur tedavinin veya yaşam desteğinin verilmemesi veya çekilmesi değil, hastanın içinde bulunduğu kötü sağlık durumudur.

Ayrıca Güven, bir kanun taslağı hazırlamış ve bu taslakta ötenazinin hangi şartlarda uygulanacağı, doktorların ötenazi uygulamasında neye göre hareket edecekleri ayrıntılı olarak belirtilmiştir. Güven’in hazırladığı kanun taslağında, hastanın yaşı küçük ise yada bilinci kapalıysa, hastanın yerine kanuni temsilcisinin vereceği beyanla ötenaziye olanak tanımaktadır .

Öncelikle belirtelim ki hukuki açıdan aktif ötenazi ve pasif ötenazi arasında bir fark yoktur.Daha önce vurguladığımız gibi, aradaki farkın mahiyeti tıp bilimini ilgilendirir, her iki şekilde de aynı sonuç yani ölüm meydana gelmektedir.

Pasif ötenazide ölüm nedeni olarak tedavinin kesilmesini değil de hastanın kötü sağlık durumu olarak gösterilmesinde asıl söylenmek istenen, “ tıp bilimi olmasaydı hasta zaten öleceğine göre, hastanın tedavi edilmemesi yada verilen tedavinin çekilmesi suç sayılmamalıdır”. İnsanlık, bilim yokmuş gibi davranamaz yada bilimi yadsıyamaz.Bilim ve bilgi, insanlığın ilerleyebilmesi için varolan yegane yoldur.Bilimi kullanmak ve bilimden faydalanmak insanlık için bir hak olduğu gibi aynı zamanda bir görevdir.

Değerli hocam Öztürk ise, ötenazinin suç olmaktan çıkarılmasını sadece iyileşemez ve ağrısı, ızdırabı dindirilemez hastalara uygulanacak ötenazi için savunmaktadır.Öztürk, pasif-aktif ayrımı yapmamaktadır.Ötenazinin uygulanması için somut bir öneri getiren Öztürk şöyle demektedir; bir dahiliye ve onkoloji uzmanının daima yer alacağı, hastalığın türüne göre ilgili başka uzman hekimlerinde katılacağı en az beş kişiden müteşekkil bir kurum tarafından, sırf hastanın dayanılmaz ızdırabını dindirmek maksadıyla ötenazi tatbik edilmesine karar verilebilmelidir.Suiistimallerin önüne geçile bilmesi için beş uzman hekimden kurulu kurul oy birliğiyle karar alabilmeli ve toplantılara bir ceza hakimi ile hastanın bir yakını gözlemci olarak katılabilmelidir.

Öztürk, TCK. Tasarısını ileri fakat yetersiz görmektdir.Öztürk’ün önerdiği ötenazi düzenlemesi şöyledir:

1) Dayanılamaz derecede ağrılı iyileşmez hastalıklarda, sırf ızdırabı dindirmek maksadıyla yapılmış bulunan ötenaziye ceza verilmemeli; ötenazinin bu türü biran evvel suç olmaktan çıkarılmalıdır.
2) İyileşemez olup da ızdırap veya ileri derecede ızdırap vermeyen hastalıklarda yapılan ötenaziye bir ila üç yıl hapis cezası öngörülmekle birlikte, hekime, yukarıda nasıl teşkil edileceği açıklanan beş kişilik uzman bilirkişi heyetinin raporuna göre ceza tatbik edip etmeme konusunda takdir yetkisi verilmelidir.
3) Bunun dışındaki durumlar adam öldürme suçu olarak değerlendirilmelidir.

Ötenazinin meşruiyet kazanmasına hangi gerekçelerle karşı olduğumuzu daha önce izah etmeye çalışmıştık.Son olarak, bu ülkede sürücü belgesi alınırken bile düzenlenen sağlık kurulu raporlarında bazen yolsuzluk yapıldığını hatırlatalım.Önerilen bu önlemlerin suiistimalleri önleyemeyeceği kanaatindeyiz.


Artuk ise, şuuruna sahip olmayan hastalar hakkında ötenazinin icrasını talep şartına bağlı tutmamakta ancak şuuru yerinde olan hastanın ötenaziyi reddeden bir hareketi üzerine bu fiile başvurulmaması gerektiğini belirtmektedir.Artuk, 2000 TCK. Tasarısını yetersiz ve kapsamının dar olduğunu düşünmekte ve ötenazi için ayrı bir kanun çıkarılması gerektiğini savunmakta, bu kanunun öngöreceği şartların oluşması durumunda, ötenazi fillinin failine ahlaki redaeti bulunmadığından, saiki iyi olduğundan ceza verilmemesini istemektedir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder